Sıra Bize Ne Zaman Gelecek ?
İsrail yaptığı katliama bu gün itibariyle, barış görüşmelerine imkan vermek amacıyla geçici olarak bir kaç gün ara vermiş. Ortadoğu’da yapılan katliam artık iyice zıvanadan çıktı. Yazdığımın çok aptalca bir cümle olduğunun farkındayım ancak bu başı boşluk durumu aldı başını yürüdü.
Ortadoğu’da İsrail ve ABD’nin yaptığın katliama dair uzun uzadıya bir değerlendirme yapma amacında değilim ancak, ortaya çıkan durumdan bizim de bir şeyler almamız gerekiyor. Üniversite yıllarında çoğu gece tartışmasında laf döner dolaşır “Türkiye’yi nasıl Kurtarırız ?” sorusuna gelir oradanda Ortadoğu’ya geçer İsrail, ABD ve Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde döner dururdu. Bu konuda söylenenler kesin olmamakla birlikte okuduğumuz, duyduğumuz pek çok şey var.
Olayın temeli Yahudi din kitaplarında geçen “Vadedilmiş Topraklar“a dayanıyor. Anlatılanlara göre bu vaadedilen toprakların bir bölümüde bizim ülkemiz içinde. Bu bölüm “yukarıda Fırat ve Dicle’den …” gibi bir kelime ile bu kitaplarda vs yerlerde geçiyormuş.
İsrail’in bu saldırılarının ardı kesilmeyecek İran, Suriye ve ardından sıranın ülkemize geleceği söylenir dururdu. Hani ufacık İsrail bunları yapabilir mi diye içimizden geçirirdik? Ancak jandarma gücü ABD bu konuda İsrail’e destek vereceği söylendiğinde kafamızdaki soru işaretleri cevaplarını bulurdu.
Çok ütopik ve karmaşık bir açıklama olduğunun farkındayım ancak yaşadıklarımızı gördükçe insan bunlara “hadi ordan” diyerek geçemiyor.
Ortadoğu projesi ile ilgili bir başka düşüncede bölgenin tam bir coğrafi merkez olması ve bu sayade bu bölgede sözünü geçirecek olan ülkenin pek çok yere söz geçireilecek olmasın. ABD’nin yaptığı saldırıları göz önüne alırsak bu düşünce tarzı insana biraz daha mantıklı geliyor {İlk görüşün paranoyaklık olduğunu düşünmüyorum bu arada !}.
Maden kaynakları ve kilit noktalara yakınlığı ile {Avrupa, Rusya, Çin} bölge leziz bir salata görünmünde.
Aslında yazmak istediklerin bunlarda değildi. Sadece lafı dolandırıp uzun bir yazı görüntüsü verme çabasındayım. Yazmak istediklerim tamamen ülkemizle insanlarımızla ilgili.
Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, geçmişimizi iyice unuttuk. Kardeşlik arkadaşlık dostluk hepsi yitti gitti rularımızdan. Birbirimize düşman olmaya başladık aynı topraklar içinde.
O kadar ki aramızdaki bu anlayışsızlık sayesinde terörü kendileri alet eden insanlar dostlarımızı, sevdiklerimizi katletti, unutulmayacak pek çok yara açtı yüreğimizde.
En temelde bir şeyi kaybettik sanırım, anlayış. Pek çoğumuz müslümanız, hani nerede kaldı müslümanlığın taraftarı olduğu anlayış, hoşgörü. İslam hoşgörü dinidir diyoruz, öyle öğrendik, öyle söyleniyor. Peki neden bir insan Alevi ya da Kürt diye ona farkılı bir gözle bakıyoruz. Bir insan Ermeni ise yaşamaya hakkı yok mu demektir. Ben ne Kürt ne de Aleviyim. Ancak yaşadığım toplum içerisinde insanların böyle gruplanması ve karşılıklı ön yargı ile iletişime girilmesi beni çok üzüyor.
Bir kaç gün önce televizyonda bir haber izliyordum. Bursa’da yapılacak olan eşcinseller yürüyüşünü Bursaspor taraftarları engellemiş. Birinin söyledikleri çok ilginçti. “Bunların hiçbir şeye hakkı yok” gibisinden sözler ediyordu. Eşcinsel hakları savunucusu değilim ancak, Avrupa Birliği’ne girmenin avro {ya da yuro} para birimine geçmekle olmayacağını anlamak lazım. Burada asla şunu savunmuyorum, Vatikan Kilisesi’nin izin verdiği gibi eşcinsel evlilik vs konuların onaylanmasını, kabul görmesi gerektiğini söylemiyorum, buna karşı olmak için sebeplerim dahi var. Ancak anlayış göstermenin çok önemli bir olgu olduğunu, yaralarımızın, sorunlarınmızın tedavisinde bize en iyi gelecek şey olduğunu düşünüyorum.
Anlayış, hoşgörü sanırım bizde sorunların odak noktasını oluşturan asıl şey. Belkide saçmalıyorum tam olarak belirgin düşünceler sahip değilim. Uçuşan kelimeler var kafamın içerisinde yakalayabildiklerimi buraya aktarıyorum.
Dün çok güzel bir söz duydum onuda paylaşıp bu anlamsız ve kopuk yazıya burada son vermek istiyorum.
“Başkalarının tecrübelerini yaşayarak tasdik etmek kadar büyük salaklık yoktur”






Yorumlar